10. Sınıf İngilizce için hazırlanan Theme 8 – (Life In The Universe & The Future) · 2. kısım ünitesinde 40 İngilizce kelime var. Aşağıda her kelimenin anlamını, okunuşunu ve örnek cümlesini bulursun; sonra aynı kelimelerle oyun oynayarak pekiştirebilirsin. Kelimeler doğal bir sesle okunur, üyelik gerekmez.
10. Sınıf İngilizce – Theme 8 – (Life In The Universe & The Future) · 2. kısım kelimeleri
| Kelime | Anlamı | Örnek cümle |
|---|---|---|
| rover /ˈroʊvər/ | gezici keşif aracı (noun) | The rover landed on Mars safely. Keşif aracı Mars'a güvenle indi. |
| telescope /ˈtɛlɪˌskoʊp/ | teleskop (noun) | Look through this telescope. Bu teleskoptan içeri bak. |
| signal /ˈsɪɡ.nəl/ | sinyal (noun) | The red light is a signal to stop. Kırmızı ışık durma sinyalidir. |
| sample /ˈsɑːmpəl/ | örnek (noun) | She takes a blood sample. O, bir kan örneği alır. |
| satellite /ˈsætəlaɪt/ | uydu (noun) | The satellite orbits the earth. Uydu dünyanın etrafında döner. |
| asteroid /ˈæstərɔɪd/ | göktaşı (noun) | The telescope detected a large asteroid. Teleskop büyük bir göktaşı tespit etti. |
| meteor /ˈmiːtiər/ | göktaşı (noun) | We saw a bright meteor streak across the dark night sky. Karanlık gece gökyüzünde parlayan bir göktaşının hızla geçişini gördük. |
| comet /ˈkɒmɪt/ | kuyruklu yıldız (noun) | A bright comet appeared in the night sky. Gece gökyüzünde parlak bir kuyruklu yıldız belirdi. |
| galaxy /ˈɡæləksi/ | galaksi (noun) | Our galaxy is called the Milky Way. Bizim galaksimize Samanyolu denir. |
| Milky Way /ˈmɪl.ki weɪ/ | Samanyolu (noun) | We live in the Milky Way. Samanyolu'nda yaşıyoruz. |
| solar system /ˈsoʊ.lɚ ˈsɪs.təm/ | Güneş sistemi (noun) | We live in the solar system. Biz Güneş sistemi içinde yaşıyoruz. |
| alert /əˈlɜːt/ | uyarmak (verb) | Police alert drivers about the heavy snow. Polis sürücüleri yoğun kar yağışı hakkında uyardı. |
| threaten /ˈθret.ən/ | tehdit etmek (verb) | Bad weather can threaten the crops. Kötü hava ürünleri tehdit edebilir. |
| crash /kræʃ/ | çarpmak (verb) | The car will crash. Araba çarpacak. |
| repair /rɪˈpɛər/ | onarmak (verb) | He repairs cars. O arabaları onarır. |
| launch /lɔːntʃ/ | fırlatmak (verb) | They plan to launch a satellite tomorrow. Yarın bir uydu fırlatmayı planlıyorlar. |
| land /lænd/ | inmek (verb) | The rocket can land safely. Roket güvenle inebilir. |
| take off /teɪk ɒf/ | havalanmak (phrasal verb) | The plane will take off soon. Uçak birazdan havalanacak. |
| creature /ˈkriːtʃər/ | canlı (noun) | Every creature needs water. Her canlı suya ihtiyaç duyar. |
| alien /ˈeɪliən/ | uzaylı (noun) | The alien has big eyes. Uzaylının büyük gözleri var. |
| oxygen /ˈɒksɪdʒən/ | oksijen (noun) | Plants make oxygen. Bitkiler oksijen üretir. |
| surface /ˈsɜːrfɪs/ | yüzey (noun) | The table surface is clean. Masa yüzeyi temiz. |
| mineral /ˈmɪnərəl/ | mineral (noun) | Water contains many minerals. Su birçok mineral içerir. |
| frozen /ˈfroʊ.zən/ | donmuş (adjective) | The water is frozen. Su donmuş. |
| liquid /ˈlɪkwɪd/ | sıvı (noun) | Water is a liquid. Su bir sıvıdır. |
| canyon /ˈkænjən/ | kanyon (noun) | They walked near the deep canyon. Derin kanyonun yakınında yürüdüler. |
| storm /stɔːm/ | fırtına (noun) | A big storm is coming. Büyük bir fırtına geliyor. |
| forecast /ˈfɔːrkæst/ | tahmin (noun) | The forecast shows rain tomorrow. Tahmin yarın yağmur gösteriyor. |
| warning /ˈwɔːrnɪŋ/ | uyarı (noun) | Listen to my warning. Uyarımı dinle. |
| muscle /ˈmʌsl/ | kas (noun) | My arm muscle hurts. Kolumdaki kas ağrıyor. |
| bone /boʊn/ | kemik (noun) | Dogs like bone. Köpekler kemik sever. |
| spine /spaɪn/ | omurga (noun) | He injured his spine in the accident. Kazada omurgasını yaraladı. |
| astronaut /ˈæstrənɔːt/ | astronot (noun) | The astronaut is in space. Astronot uzayda. |
| engineer /ˌendʒɪˈnɪər/ | mühendis (noun) | He is a good engineer. O iyi bir mühendis. |
| scientist /ˈsaɪəntɪst/ | bilim insanı (noun) | She is a good scientist. O iyi bir bilim insanıdır. |
| captain /ˈkæptɪn/ | kaptan (noun) | He is the captain of this ship. O, bu geminin kaptanıdır. |
| passenger /ˈpæsɪndʒər/ | yolcu (noun) | I am a passenger. Ben bir yolcuyum. |
| training /ˈtreɪnɪŋ/ | eğitim (noun) | The job needs more training. Bu iş daha fazla eğitim gerektiriyor. |
| experiment /ɪkˈspɛrɪmənt/ | deney (noun) | We do an experiment today. Bugün bir deney yapıyoruz. |
| adventure /ədˈventʃə(r)/ | macera (noun) | It is a great adventure. Bu harika bir macera. |
Kelime listesi ve oyun kâğıtlarını PDF olarak indir / yazdır
Bu kelimelerle oyun oyna
✨ İçerik yapay zekâ desteğiyle hazırlandı.
Oyunlar: Kartlar, Eşleştir, Hafıza Kartları, Test, Kelime Rallisi, Doğru mu Yanlış mı, Dinle ve Seç, Yazım, Harf Karıştırma, Kardan Adam, Kelime Avı, Boşluk Doldurma, Cümle Kur, Balon Patlat, Tombala, Penaltı Atışı, Köstebek Vur, Kule Kur, Roket Fırlat, Bilgi Yarışması, Farklı Olanı Bul, Sırayla Yarış, Kim Önce?, Büyük Yarış. Sınıfta çok oyunculu yarışmalar da oynayabilirsin.
Öğretmenler için: sınıfta ve akıllı tahtada oynayın
10. Sınıf İngilizce Theme 8 – (Life In The Universe & The Future) · 2. kısım kelime oyunları sınıf ortamı için hazırlandı. Akıllı tahtada, projeksiyonda, etkileşimli panelde ya da tablette açıp bütün sınıfla oynayabilirsiniz. Kurulum, uygulama indirme ya da öğrenci üyeliği gerekmez.
- Tam ekran: oyunu tahtaya yansıtın; kartlar ve düğmeler büyük, dokunmatik ekranda parmakla oynanır.
- Takım oyunları: Halat Çekme, Bomba Pas, Kim Önce?, Büyük Yarış ve Penaltı Kupası’nda sınıfı takımlara ayırın; isim, hayvan ve renk verin, sonda kürsüde kazananı görün.
- Sınıf Puan Tablosu: ders boyunca öğrencilere ya da takımlara puan verin.
- Sesli okuma: kelimeler doğal bir sesle okunur; hoparlörden bütün sınıf duyar, dinleme oyunları da oynanabilir.
- Ders akışı: önce Kartlar ve Eşleştir ile kelimeleri tanıtın, sonra Test ve Hafıza Kartları ile pekiştirin, dersi bir takım yarışmasıyla bitirin.
Eğitici kelime oyunları; ilkokul, ortaokul ve lise İngilizce dersleri, etüt ve kurslar için uygundur. Öğrenciler aynı oyunları evde telefondan da oynayabilir.