Ünite 6 (Life In The City – Country) · 2. kısım ünitesinde 40 İngilizce kelime var. Aşağıda her kelimenin anlamını, okunuşunu ve örnek cümlesini bulursun; sonra aynı kelimelerle oyun oynayarak pekiştirebilirsin. Kelimeler doğal bir sesle okunur, üyelik gerekmez.
Ünite 6 (Life In The City – Country) · 2. kısım kelimeleri
| Kelime | Anlamı | Örnek cümle |
|---|---|---|
| security /sɪˈkjʊərɪti/ | güvenlik (noun) | Airport security was very tight today. Bugün havalimanı güvenliği çok sıkıydı. |
| clothing /ˈkləʊðɪŋ/ | giyim (noun) | She packed warm clothing for the trip. Yolculuk için kalın giysiler hazırladı. |
| bagel /ˈbeɪɡəl/ | simit (noun) | I ate a fresh bagel for breakfast. Kahvaltıda taze bir simit yedim. |
| make a reservation /meɪk ə ˌrɛzərˈveɪʃən/ | rezervasyon yaptırmak (phrase) | We need to make a reservation for tonight. Bu gece için rezervasyon yaptırmamız gerekiyor. |
| seat /siːt/ | koltuk (noun) | Please take a seat and wait. Lütfen bir koltuğa oturun ve bekleyin. |
| rice /raɪs/ | pirinç (noun) | I like to eat rice with chicken. Tavukla pirinç yemeyi severim. |
| cancel /ˈkænsəl/ | iptal etmek (verb) | They had to cancel the flight. Uçuşu iptal etmek zorunda kaldılar. |
| suitcase /ˈsuːtkeɪs/ | valiz (noun) | Pack your suitcase for the trip. Seyahat için valizini topla. |
| fabulous /ˈfæbjʊləs/ | muhteşem (adjective) | We had a fabulous time in Paris. Paris'te muhteşem vakit geçirdik. |
| orange juice /ˈɔːrɪndʒ dʒuːs/ | portakal suyu (noun) | I drink orange juice every morning. Her sabah portakal suyu içerim. |
| serve a meal /sɜːrv ə miːl/ | yemek servis etmek (phrase) | They serve a meal at noon. Öğle vakti yemek servis ederler. |
| airport /ˈerpɔːrt/ | havalimanı (noun) | We arrived at the airport early. Havalimanına erken vardık. |
| terrible /ˈtɛrəbəl/ | korkunç (adjective) | We had terrible weather during our holiday. Tatilimiz boyunca korkunç bir hava vardı. |
| greeting /ˈɡriːtɪŋ/ | selamlama (noun) | She waved a friendly greeting. Dostça bir selamla el salladı. |
| cheap /tʃiːp/ | ucuz (adjective) | We stayed at a cheap hotel. Ucuz bir otelde kaldık. |
| take a trip /teɪk ə trɪp/ | seyahat etmek (phrase) | We want to take a trip this summer. Bu yaz seyahat etmek istiyoruz. |
| red peppers /rɛd ˈpɛpərz/ | kırmızı biber (noun) | I need some red peppers for the salad. Salata için biraz kırmızı biber lazım. |
| aisle seat /ˈaɪl siːt/ | koridor koltuğu (noun) | I always prefer an aisle seat on long flights. Uzun uçuşlarda her zaman koridor koltuğunu tercih ederim. |
| sour /ˈsaʊ.ər/ | ekşi (adjective) | This lemon is very sour. Bu limon çok ekşi. |
| waiter /ˈweɪtər/ | garson (noun) | The waiter brought our food quickly. Garson yemeğimizi hızlıca getirdi. |
| horrible /ˈhɔːrəbl/ | berbat (adjective) | The weather today is horrible. Bugün hava berbat. |
| steak /steɪk/ | biftek (noun) | I like my steak medium-rare. Bifteğimi orta pişmiş severim. |
| foreigner /ˈfɒrɪnər/ | yabancı (noun) | Many foreigners live in this city. Bu şehirde pek çok yabancı yaşıyor. |
| plane /pleɪn/ | uçak (noun) | The plane landed safely. Uçak güvenli bir şekilde indi. |
| travel agency /ˈtræv.əl ˌeɪ.dʒən.si/ | seyahat acentesi (noun) | We booked our holiday through a travel agency. Tatilimizi bir seyahat acentesi aracılığıyla rezervasyon yaptık. |
| pay the bill /peɪ ðə bɪl/ | hesabı ödemek (phrase) | Let me pay the bill tonight. Bu gece hesabı ben ödeyeyim. |
| main course /ˈmeɪn kɔːrs/ | ana yemek (noun) | I ordered steak for my main course. Ana yemek olarak biftek sipariş ettim. |
| boat tour /boʊt tʊr/ | tekne gezisi (noun) | We booked a boat tour for tomorrow. Yarın için bir tekne gezisi rezervasyonu yaptık. |
| oil /ɔɪl/ | sıvı yağ (noun) | Add some olive oil to the salad. Salataya biraz zeytinyağı ekle. |
| check-in desk /ˈtʃekɪn desk/ | danışma (noun) | Go to the check-in desk first. Önce bilet kontrol masasına git. |
| fresh /frɛʃ/ | taze (adjective) | We bought fresh bread from the bakery. Fırından taze ekmek aldık. |
| sausage /ˈsɒsɪdʒ/ | sosis (noun) | I like to eat sausages for breakfast. Kahvaltıda sosis yemeyi severim. |
| economy class /ɪˈkɒnəmi klɑːs/ | ekonomi sınıfı (noun) | We booked seats in economy class. Ekonomi sınıfında yer ayıttık. |
| leave /liːv/ | ayrılmak (verb) | I need to leave now. Şimdi ayrılmam gerekiyor. |
| business class /ˈbɪznɪs klɑːs/ | business sınıfı (noun) | She always flies business class. O her zaman business sınıfında uçar. |
| lentil /ˈlɛntɪl/ | mercimek (noun) | Lentil soup is very healthy. Mercimek çorbası çok sağlıklıdır. |
| meat /miːt/ | et (noun) | I don't eat red meat. Kırmızı et yemem. |
| flight /flaɪt/ | uçuş (noun) | Our flight was delayed by an hour. Uçuşumuz bir saat rötar yaptı. |
| vegetable /ˈvɛdʒtəbəl/ | sebze (noun) | Eat your vegetables to stay healthy. Sağlıklı kalmak için sebzelerini ye. |
| social life /ˈsoʊʃəl laɪf/ | sosyal hayat (noun) | She has a very active social life. Çok hareketli bir sosyal hayatı var. |
Kelime listesi ve oyun kâğıtlarını PDF olarak indir / yazdır
Bu kelimelerle oyun oyna
✨ İçerik yapay zekâ desteğiyle hazırlandı.
Oyunlar: Kartlar, Eşleştir, Hafıza Kartları, Test, Kelime Rallisi, Doğru mu Yanlış mı, Dinle ve Seç, Yazım, Harf Karıştırma, Kardan Adam, Kelime Avı, Boşluk Doldurma, Cümle Kur, Balon Patlat, Tombala, Penaltı Atışı, Köstebek Vur, Kule Kur, Roket Fırlat, Bilgi Yarışması, Farklı Olanı Bul, Sırayla Yarış, Kim Önce?, Büyük Yarış. Sınıfta çok oyunculu yarışmalar da oynayabilirsin.
Öğretmenler için: sınıfta ve akıllı tahtada oynayın
Ünite 6 (Life In The City – Country) · 2. kısım İngilizce kelime oyunları sınıf ortamı için hazırlandı. Akıllı tahtada, projeksiyonda, etkileşimli panelde ya da tablette açıp bütün sınıfla oynayabilirsiniz. Kurulum, uygulama indirme ya da öğrenci üyeliği gerekmez.
- Tam ekran: oyunu tahtaya yansıtın; kartlar ve düğmeler büyük, dokunmatik ekranda parmakla oynanır.
- Takım oyunları: Halat Çekme, Bomba Pas, Kim Önce?, Büyük Yarış ve Penaltı Kupası’nda sınıfı takımlara ayırın; isim, hayvan ve renk verin, sonda kürsüde kazananı görün.
- Sınıf Puan Tablosu: ders boyunca öğrencilere ya da takımlara puan verin.
- Sesli okuma: kelimeler doğal bir sesle okunur; hoparlörden bütün sınıf duyar, dinleme oyunları da oynanabilir.
- Ders akışı: önce Kartlar ve Eşleştir ile kelimeleri tanıtın, sonra Test ve Hafıza Kartları ile pekiştirin, dersi bir takım yarışmasıyla bitirin.
Eğitici kelime oyunları; ilkokul, ortaokul ve lise İngilizce dersleri, etüt ve kurslar için uygundur. Öğrenciler aynı oyunları evde telefondan da oynayabilir.