Ünite 7 (Life in the World – Nature) – 9. Sınıf İngilizce Kelime Oyunları

Ünite 7 (Life in the World – Nature) ünitesinde 58 İngilizce kelime var. Aşağıda her kelimenin anlamını, okunuşunu ve örnek cümlesini bulursun; sonra aynı kelimelerle oyun oynayarak pekiştirebilirsin. Kelimeler doğal bir sesle okunur, üyelik gerekmez.

Ünite 7 (Life in the World – Nature) kelimeleri

KelimeAnlamıÖrnek cümle
accident
/ˈæksɪdənt/
kaza (noun)He was injured in a car accident.
O bir araba kazasında yaralandı.
ancient king
/ˈeɪnʃənt kɪŋ/
antik kral (noun phrase)Ancient kings built huge pyramids.
Antik krallar dev piramitler inşa etti.
ancient site
/ˈeɪnʃənt saɪt/
antik kent (noun)We visited several ancient sites in Turkey.
Türkiye'de birkaç antik kent ziyaret ettik.
ancient times
/ˈeɪnʃənt taɪmz/
ilk çağlar (noun)People lived in caves in ancient times.
İlk çağlarda insanlar mağaralarda yaşardı.
ancient trade centre
/ˈeɪnʃənt treɪd ˈsentər/
antik ticaret merkezi (noun phrase)The city grew into an ancient trade centre.
Şehir antik bir ticaret merkezine dönüştü.
book
/bʊk/
yer ayırtmak (verb)I need to book a hotel room.
Bir otel odası rezervasyonu yaptırmam gerekiyor.
build
/bɪld/
inşa etmek (verb)They want to build a new house.
Yeni bir ev inşa etmek istiyorlar.
buy
/baɪ/
satın almak (verb)I want to buy a new car.
Yeni bir araba satın almak istiyorum.
cable car
/ˈkeɪ.bəl ˌkɑːr/
teleferik (noun)We took a cable car to the mountain top.
Dağın tepesine bir teleferikle çıktık.
castle
/ˈkɑː.səl/
kale (noun)They visited an old castle on the hill.
Tepedeki eski bir kaleyi ziyaret ettiler.
cemetery
/ˈsɛmɪtri/
mezarlık (noun)They walked through the quiet cemetery.
Sessiz mezarlıktan yürüdüler.
civilization
/ˌsɪv.əl.aɪˈzeɪ.ʃən/
uygarlık (noun)Ancient civilizations built amazing monuments.
Antik uygarlıklar harika anıtlar inşa etti.
commit suicide
/kəˈmɪt ˈsuːɪsaɪd/
intihar etmek (verb phrase)He threatened to commit suicide.
İntihar etmekle tehdit etti.
construct
/kənˈstrʌkt/
inşa etmek (verb)They plan to construct a new bridge.
Yeni bir köprü inşa etmeyi planlıyorlar.
convention
/kənˈvenʃn/
uluslararası sözleşme (noun)They signed a new convention on human rights.
İnsan hakları üzerine yeni bir sözleşme imzaladılar.
destroy
/dɪˈstrɔɪ/
yok etmek (verb)The fire will destroy the whole forest.
Yangın tüm ormanı yok edecek.
discover
/dɪˈskʌvər/
keşfetmek (verb)They want to discover new lands.
Yeni topraklar keşfetmek istiyorlar.
excavate
/ˈɛkskəˌveɪt/
kazmak (verb)Workers began to excavate the ancient site.
İşçiler antik alanı kazmaya başladı.
experience
/ɪkˈspɪəriəns/
tecrübe (noun)She has ten years of teaching experience.
On yıllık öğretmenlik tecrübesine sahip.
future generations
/ˈfjuːtʃər ˌdʒɛnəˈreɪʃənz/
gelecek nesiller (noun)We must protect nature for future generations.
Gelecek nesiller için doğayı korumalıyız.
gift
/ɡɪft/
hediye (noun)She gave me a wonderful gift.
Bana harika bir hediye verdi.
historian
/hɪˈstɔːriən/
tarihçi (noun)The historian wrote a book about Rome.
Tarihçi Roma hakkında bir kitap yazdı.
historical structure
/hɪˈstɔːrɪkl ˈstrʌktʃər/
tarihi yapı (noun)They protected the historical structure from damage.
Tarihi yapıyı zarardan korudular.
homeland
/ˈhoʊm.lænd/
vatan (noun)He finally returned to his beloved homeland.
Sonunda çok sevdiği vatanına döndü.
invent
/ɪnˈvent/
icat etmek (verb)Who invented the telephone?
Telefonu kim icat etti?
island
/ˈaɪ.lənd/
ada (noun)They live on a small island.
Küçük bir ada üzerinde yaşıyorlar.
ladder
/ˈlædər/
merdiven (noun)He climbed up the ladder to fix the roof.
Çatıyı onarmak için merdivene tırmandı.
legendary
/ˈledʒəndəri/
efsanevi (adjective)His bravery in battle became legendary.
Savaştaki cesareti efsanevi oldu.
lighthouse
/ˈlaɪtˌhaʊs/
deniz feneri (noun)The lighthouse guided the ships safely.
Deniz feneri gemileri güvenle yönlendirdi.
location
/ləʊˈkeɪʃən/
konum (noun)This is a great location for a shop.
Bu, bir dükkan için harika bir konum.
memory
/ˈmɛməri/
anı (noun)I have a happy memory of that day.
O günden mutlu bir anım var.
millennium
/mɪˈlɛniəm/
milenyum (noun)A new millennium began in the year 2000.
2000 yılında yeni bir milenyum başladı.
mosque
/mɒsk/
cami (noun)They visited the historic mosque in the city center.
Şehir merkezindeki tarihi camiyi ziyaret ettiler.
mountain
/ˈmaʊntɪn/
dağ (noun)They climbed the high mountain.
Onlar yüksek dağa tırmandılar.
museum
/mjuˈziːəm/
müze (noun)We visited the art museum yesterday.
Dün sanat müzesini ziyaret ettik.
natural heritage
/ˈnætʃrəl ˈherɪtɪdʒ/
doğal miras (noun)The valley is recognized as a natural heritage site.
Vadi, doğal miras alanı olarak kabul edilmektedir.
nominate
/ˈnɒmɪneɪt/
aday göstermek (verb)They nominated her for the best actress award.
Onu en iyi kadın oyuncu ödülü için aday gösterdiler.
ornament
/ˈɔːrnəmənt/
süs (noun)She placed a glass ornament on the shelf.
Rafa cam bir süs yerleştirdi.
pass
/pɑːs/
devretmek (verb)Please pass the salt to me.
Lütfen tuzu bana geçir.
pick up
/pɪk ʌp/
birini almak (phrasal verb)I will pick you up at five.
Seni saat beş gibi alacağım.
preserve
/prɪˈzɜːv/
korumak (verb)We must preserve our natural resources.
Doğal kaynaklarımızı korumalıyız.
raise sheep
/reɪz ʃiːp/
koyun yetiştirmek (phrase)They raise sheep on the farm.
Çiftlikte koyun yetiştiriyorlar.
remarkable
/rɪˈmɑːrkəbl/
olağanüstü (adjective)She made remarkable progress in English.
İngilizcede olağanüstü bir ilerleme kaydetti.
rescue
/ˈrɛskjuː/
kurtarmak (verb)They managed to rescue the cat from the tree.
Kediyi ağaçtan kurtarmayı başardılar.
ruin
/ˈruːɪn/
yıkıntı (noun)We explored the ancient ruin.
Antik kalıntıyı keşfettik.
sailor
/ˈseɪlər/
denizci (noun)The sailor loves the open sea.
Denizci açık denizi sever.
sculpture
/ˈskʌlptʃər/
heykel (noun)She made a sculpture of a horse.
O, bir at heykeli yaptı.
statue
/ˈstætʃuː/
heykel (noun)They put up a statue in the park.
Parka bir heykel diktiler.
seven wonders
/ˈsɛvən ˈwʌndərz/
dünyanın yedi harikası (noun)The Colossus of Rhodes is one of the seven wonders.
Rodos Heykeli dünyanın yedi harikasından biridir.
skilful
/ˈskɪl.fəl/
becerikli (adjective)She is a skilful negotiator.
O becerikli bir müzakerecidir.
slave
/sleɪv/
köle (noun)They worked like slaves in the fields.
Tarlalarda köle gibi çalıştılar.
speech
/spiːtʃ/
konuşma (noun)The politician gave a great speech.
Politikacı harika bir konuşma yaptı.
staircase
/ˈsteər.keɪs/
merdiven (noun)She walked up the grand staircase.
Görkemli merdivenden yukarı çıktı.
temple
/ˈtɛmpəl/
tapınak (noun)They visited an ancient temple.
Eski bir tapınağı ziyaret ettiler.
tomb
/tuːm/
türbe (noun)They visited the ancient tomb.
Eski türbeyi ziyaret ettiler.
waterfall
/ˈwɔːtəfɔːl/
şelale (noun)We saw a beautiful waterfall in the forest.
Ormanda güzel bir şelale gördük.
wheel
/wiːl/
tekerlek (noun)The car lost a wheel.
Araba bir tekerlek kaybetti.
worker
/ˈwɜːrkər/
işçi (noun)The factory workers went on strike.
Fabrika işçileri greve gitti.

Kelime listesi ve oyun kâğıtlarını PDF olarak indir / yazdır

Bu kelimelerle oyun oyna

🇬🇧

English · 58 kelime

✨ İçerik yapay zekâ desteğiyle hazırlandı.

Oyunlar: Kartlar, Eşleştir, Hafıza Kartları, Test, Kelime Rallisi, Doğru mu Yanlış mı, Dinle ve Seç, Yazım, Harf Karıştırma, Kardan Adam, Kelime Avı, Boşluk Doldurma, Cümle Kur, Balon Patlat, Tombala, Penaltı Atışı, Köstebek Vur, Kule Kur, Roket Fırlat, Bilgi Yarışması, Farklı Olanı Bul, Sırayla Yarış, Kim Önce?, Büyük Yarış. Sınıfta çok oyunculu yarışmalar da oynayabilirsin.

Öğretmenler için: sınıfta ve akıllı tahtada oynayın

Ünite 7 (Life in the World – Nature) İngilizce kelime oyunları sınıf ortamı için hazırlandı. Akıllı tahtada, projeksiyonda, etkileşimli panelde ya da tablette açıp bütün sınıfla oynayabilirsiniz. Kurulum, uygulama indirme ya da öğrenci üyeliği gerekmez.

  • Tam ekran: oyunu tahtaya yansıtın; kartlar ve düğmeler büyük, dokunmatik ekranda parmakla oynanır.
  • Takım oyunları: Halat Çekme, Bomba Pas, Kim Önce?, Büyük Yarış ve Penaltı Kupası’nda sınıfı takımlara ayırın; isim, hayvan ve renk verin, sonda kürsüde kazananı görün.
  • Sınıf Puan Tablosu: ders boyunca öğrencilere ya da takımlara puan verin.
  • Sesli okuma: kelimeler doğal bir sesle okunur; hoparlörden bütün sınıf duyar, dinleme oyunları da oynanabilir.
  • Ders akışı: önce Kartlar ve Eşleştir ile kelimeleri tanıtın, sonra Test ve Hafıza Kartları ile pekiştirin, dersi bir takım yarışmasıyla bitirin.

Eğitici kelime oyunları; ilkokul, ortaokul ve lise İngilizce dersleri, etüt ve kurslar için uygundur. Öğrenciler aynı oyunları evde telefondan da oynayabilir.