5. Sınıf İngilizce için hazırlanan Theme 5 – (Life in The Neighbourhood & City) ünitesinde 66 İngilizce kelime var (A2 seviyesi). Aşağıda her kelimenin anlamını, okunuşunu ve örnek cümlesini bulursun; sonra aynı kelimelerle oyun oynayarak pekiştirebilirsin. Kelimeler doğal bir sesle okunur, üyelik gerekmez.
5. Sınıf İngilizce – Theme 5 – (Life in The Neighbourhood & City) kelimeleri
| Kelime | Anlamı | Örnek cümle |
|---|---|---|
| borrow /ˈbɒroʊ/ | ödünç almak (verb) | I borrow a book. Bir kitap ödünç alıyorum. |
| wooden spoon /ˈwʊdən spuːn/ | tahta kaşık (noun) | I need a wooden spoon. Bir tahta kaşığa ihtiyacım var. |
| easily /ˈiːzɪli/ | kolayca (adverb) | She can swim easily. O kolayca yüzebilir. |
| brand-new /ˌbrænd ˈnuː/ | yepyeni (adjective) | I have a brand-new car. Benim yepyeni bir arabam var. |
| sports centre /spɔːts ˈsentə(r)/ | spor merkezi (noun) | I go to the sports centre. Spor merkezine giderim. |
| sky /skaɪ/ | gökyüzü (noun) | The sky is blue today. Bugün gökyüzü mavi. |
| beautiful /ˈbjuːtɪfl/ | güzel (adjective) | She has a beautiful voice. Onun güzel bir sesi var. |
| information /ˌɪnfəˈmeɪʃən/ | bilgi (noun) | I need more information. Daha fazla bilgiye ihtiyacım var. |
| shoe shop /ˈʃuː ˌʃɒp/ | ayakkabı dükkanı (noun) | I need a shoe shop. Bir ayakkabı dükkanına ihtiyacım var. |
| modern /ˈmɒdən/ | modern (adjective) | This is a modern house. Bu modern bir ev. |
| plant /plænt/ | bitki (noun) | I water the plant. Bitkiyi suluyorum. |
| street fair /striːt feər/ | sokak panayırı (noun) | We visit the street fair. Sokak panayırını ziyaret ediyoruz. |
| attraction /əˈtrækʃən/ | cazibe merkezi (noun) | This park is a big attraction. Bu park büyük bir cazibe merkezidir. |
| close /kləʊz/ | kapatmak (verb) | Please close the door. Lütfen kapıyı kapat. |
| tiny /ˈtaɪ.ni/ | çok küçük (adjective) | I saw a tiny cat. Çok küçük bir kedicik gördüm. |
| city /ˈsɪti/ | şehir (noun) | I live in a big city. Büyük bir şehirde yaşıyorum. |
| tall /tɔːl/ | uzun (adjective) | He is tall. O uzundur. |
| desk lamp /ˈdesk læmp/ | masa lambası (noun) | I need a desk lamp. Bir masa lambasına ihtiyacım var. |
| square /skweər/ | meydan (noun) | The square is very big. Meydan çok büyük. |
| wherever /werˈevər/ | her nerede (conjunction) | I go wherever you go. Sen nereye gidersen ben de oraya giderim. |
| playground /ˈpleɪɡraʊnd/ | oyun alanı (noun) | The children play at the playground. Çocuklar oyun alanında oynuyor. |
| natural /ˈnætʃrəl/ | doğal (adjective) | Water is a natural drink. Su doğal bir içecektir. |
| corridor /ˈkɒrɪdɔːr/ | koridor (noun) | The corridor is long. Koridor uzundur. |
| agent /ˈeɪdʒənt/ | temsilci (noun) | He is my real estate agent. O benim emlak temsilcim. |
| furniture /ˈfɜːrnɪtʃər/ | mobilya (noun) | We need new furniture. Yeni mobilyaya ihtiyacımız var. |
| hall /hɔːl/ | antre (noun) | My coat is in the hall. Mantom antrede duruyor. |
| stone /stoʊn/ | taş (noun) | I found a big stone. Büyük bir taş buldum. |
| inside /ɪnˈsaɪd/ | içeride (adverb) | Please stay inside today. Lütfen bugün içeride kal. |
| recreation /ˌrɛkriˈeɪʃən/ | eğlence (noun) | Reading is my favorite recreation. Okumak benim en sevdiğim eğlencedir. |
| event /ɪˈvent/ | etkinlik (noun) | The event is today. Etkinlik bugün. |
| eco-friendly /ˈiː.koʊˌfrend.li/ | çevre dostu (adjective) | This car is eco-friendly. Bu araba çevre dostudur. |
| bookcase /ˈbʊk.keɪs/ | kitaplık (noun) | The bookcase is big. Kitaplık büyüktür. |
| ground /ɡraʊnd/ | zemin (noun) | The ball is on the ground. Top yerde duruyor. |
| large /lɑːrdʒ/ | büyük (adjective) | I have a large dog. Benim büyük bir köpeğim var. |
| tower /ˈtaʊ.ər/ | kule (noun) | The tower is very tall. Kule çok uzundur. |
| spin /spɪn/ | döndürmek (verb) | Spin the wheel now. Şimdi çarkı döndür. |
| town /taʊn/ | kasaba (noun) | I live in a small town. Ben küçük bir kasabada yaşarım. |
| shop /ʃɒp/ | dükkân (noun) | I go to the shop. Dükkâna gidiyorum. |
| famous /ˈfeɪməs/ | ünlü (adjective) | He is a famous actor. O ünlü bir oyuncudur. |
| outside /ˌaʊtˈsaɪd/ | dışarıda (adverb) | It is cold outside. Dışarıda hava soğuk. |
| wide /waɪd/ | geniş (adjective) | This street is very wide. Bu sokak çok geniş. |
| art gallery /ɑːrt ˈɡæləri/ | sanat galerisi (noun) | We visit an art gallery. Biz bir sanat galerisi ziyaret ediyoruz. |
| steel /stiːl/ | çelik (noun) | This box is steel. Bu kutu çeliktir. |
| live /lɪv/ | yaşamak (verb) | I live in a small house. Küçük bir evde yaşıyorum. |
| hire /ˈhaɪər/ | işe almak (verb) | They hire new workers. Yeni işçiler işe alıyorlar. |
| knife /naɪf/ | bıçak (noun) | I need a knife. Bir bıçağa ihtiyacım var. |
| local /ˈloʊkəl/ | yerel (adjective) | I buy local food. Yerel yemek satın alıyorum. |
| toilet /ˈtɔɪlɪt/ | tuvalet (noun) | I need the toilet now. Şimdi tuvalete ihtiyacım var. |
| rubbish bin /ˈrʌbɪʃ bɪn/ | çöp kutusu (noun) | Put it in the rubbish bin. Onu çöp kutusuna at. |
| house /haʊs/ | ev (noun) | My house is big. Benim evim büyük. |
| ancient site /ˈeɪnʃənt saɪt/ | antik kalıntı (noun) | We visit an ancient site today. Biz bugün antik bir kalıntı ziyaret ediyoruz. |
| plate /pleɪt/ | tabak (noun) | The plate is clean. Tabak temizdir. |
| open-air cinema /ˌəʊ.pənˈeər ˈsɪn.ə.mə/ | açık hava sineması (noun) | We go to open-air cinema. Açık hava sinemasına gidiyoruz. |
| bed /bed/ | yatak (noun) | I go to bed early. Erken yatışa giderim. |
| coast /koʊst/ | sahil (noun) | We walked along the coast. Sahil boyunca yürüdük. |
| bath /bɑːθ/ | küvet (noun) | I need a bath. Banyo yapmam lazım. |
| handmade /ˈhænd.meɪd/ | el yapımı (adjective) | She has a handmade bag. Onun el yapımı bir çantası var. |
| grass /ɡrɑːs/ | çim (noun) | Cats like green grass. Kediler yeşil çimi sever. |
| window /ˈwɪndoʊ/ | pencere (noun) | Open the window now. Şimdi pencereyi aç. |
| fork /fɔːrk/ | çatal (noun) | I need a fork. Bir çatal lazımdır. |
| tile /taɪl/ | kiremit (noun) | The tile is red. Kiremit kırmızıdır. |
| describe /dɪˈskraɪb/ | tanımlamak (verb) | Describe your new car. Yeni arabanı tanımla. |
| hot /hɒt/ | sıcak (adjective) | The soup is hot. Çorba sıcak. |
| cold /koʊld/ | soğuk (adjective) | The water is cold. Su soğuktur. |
| stuff /stʌf/ | eşya (noun) | Bring your stuff here. Eşyalarını buraya getir. |
| balcony /ˈbælkəni/ | balkon (noun) | I have a small balcony. Küçük bir balkonum var. |
Kelime listesi ve oyun kâğıtlarını PDF olarak indir / yazdır
Bu kelimelerle oyun oyna
✨ İçerik yapay zekâ desteğiyle hazırlandı.
Oyunlar: Kartlar, Eşleştir, Hafıza Kartları, Test, Kelime Rallisi, Doğru mu Yanlış mı, Dinle ve Seç, Yazım, Harf Karıştırma, Kardan Adam, Kelime Avı, Boşluk Doldurma, Cümle Kur, Balon Patlat, Tombala, Penaltı Atışı, Köstebek Vur, Kule Kur, Roket Fırlat, Bilgi Yarışması, Farklı Olanı Bul, Sırayla Yarış, Kim Önce?, Büyük Yarış. Sınıfta çok oyunculu yarışmalar da oynayabilirsin.
Öğretmenler için: sınıfta ve akıllı tahtada oynayın
5. Sınıf İngilizce Theme 5 – (Life in The Neighbourhood & City) kelime oyunları sınıf ortamı için hazırlandı. Akıllı tahtada, projeksiyonda, etkileşimli panelde ya da tablette açıp bütün sınıfla oynayabilirsiniz. Kurulum, uygulama indirme ya da öğrenci üyeliği gerekmez.
- Tam ekran: oyunu tahtaya yansıtın; kartlar ve düğmeler büyük, dokunmatik ekranda parmakla oynanır.
- Takım oyunları: Halat Çekme, Bomba Pas, Kim Önce?, Büyük Yarış ve Penaltı Kupası’nda sınıfı takımlara ayırın; isim, hayvan ve renk verin, sonda kürsüde kazananı görün.
- Sınıf Puan Tablosu: ders boyunca öğrencilere ya da takımlara puan verin.
- Sesli okuma: kelimeler doğal bir sesle okunur; hoparlörden bütün sınıf duyar, dinleme oyunları da oynanabilir.
- Ders akışı: önce Kartlar ve Eşleştir ile kelimeleri tanıtın, sonra Test ve Hafıza Kartları ile pekiştirin, dersi bir takım yarışmasıyla bitirin.
Eğitici kelime oyunları; ilkokul, ortaokul ve lise İngilizce dersleri, etüt ve kurslar için uygundur. Öğrenciler aynı oyunları evde telefondan da oynayabilir.